No.71-Bayram münasebetiyle: Hep içindeyiz çemberin

-
Aa
+
a
a
a

Merhaba kâinat!

Mûbarek Kurban Kayramı’na girerken, girerken derken girdi bile kamu sektörümüz Çarşamba akşamı mesai saatinin bitişini müteakıben, neyse işte biz de girerken, yokuz diye dört koca gün, şöyle bir bakalım dedik iç çemberden dış çembere doğru, nasıl katediyoruz çapını alemin.

İçerde, Türkiye’de sefaletten ve rezaletten ölenler ile keyiften ‘ölenler’ kuyruklar oluşturdular. Emekliler her zamanki gibi gene bankaların önünde uzun kuyruklar oluşturmuşlar. “Bayrama girmeden 200 milyon liralık maaşlarını almak isteyen emekliler...” diye yazmış Radikal gazetesi. İşte bu kuyruklardan birinde, 67 yaşındaki Şerif Çolak ile 45 yaşındaki Havva Yağcı, kalp krizi geçirerek... Ölümler yüzünden sinirleri bozulan diğer emekliler (‘sinirleri daha da bozulan’ demek isteniyor herhalde), bankanın camlarını kırmışlar. Bir başka kuyruk da, İstanbul ‘Boat Show Fuarı’nda yaşanmış. Bu, elbette, biraz daha mecazi bir kuyruk; öyle metrelerce insan sıraya girmemiş elbette fuarın kapısında, ama Milliyet gazetesi gene de “Trilyonluk yat kuyruğu” başlığını kullanmış olanlar için. Haberin spotu şöyle devam ediyor: “İstanbul ‘Boat Show Fuarı’, krize inat ‘pupa yelken’ diyenlerle doldu... Tam 9 trilyonluk yatlara beş kişi talip oldu, yüzlerce milyarlık yatlar kapışıldı.” Bizim, sizden saklayacak halimiz yok, bu ‘kuyruk’lu haberleri okurken yüzümüz kızardı biraz; hicap duyduk bu hücnet numuneleri karşısında. (Hücnet, ‘kusur, ayıp’ anlamına gelen bir kelime. ‘Müstehcen’ kelimesi de buradan türüyor esasında. Açık Site’de, ‘Müstehcen’ başlığı altında ihdas edilen bir yeni köşede, şu yukarda andığımız ve insan olanın yüzünü kızartacak cinsten haberlerin biriktirileceğini öğrendik; pek sevindik. Sizin de haberiniz olsun.)

Türkiye’den bir dış çembere, bölgeye doğru ilerleyecek olursak Bayram öncesinde, tefrikamızın bu şimdilik son bölümünde, Ortadoğu’ya uğramadan geçemeyeceğiz. Geçemiyoruz zaten... Artık sayması müşkül bir hale gelen ölümlerin andından, Filistin’in saldırı taktiklerini değiştirdiği tespitlerinin ardından İsrail Başbakanı Ariel Şaron, “Bir savaşın içindeyiz,” ifadesini kullanmış. Batı Şeria’daki İsrail kuvvetlerinin komutanı Tuğgeneral Gerşon İzak da, hemen hemen aynı şeyi söylemiş: “Bir savaşın ortasındayız; bir terör ve gerilla saldırısıyla mücadele içindeyiz.” Öte yandan, Arafat’a bağlı Fetih hareketinin lideri Marvan Barguti de saldırıların artacağını söylüyor açık açık ve şunu ekliyor: “Saldırılarımızın siyasi bir mesajı var: İşgal altındaki bölgelerde İsrail işgaline karşı savaşıyoruz; İsrail devletiyle savaşmıyoruz.” Filistinli militanların, saldırılarını işgal unsurlarına; askerlere, kontrol noktalarına ve yerleşim birimlerine yönelttiğine dikkat çekiliyor haberlerde. İsrailli sivillere yönelik intihar saldırılarından bir uzaklaşma ve gerilla tipi bir mücadele öne çıkmaya başlıyor. Bütün bunlar olurken İsrailliler de Şaron’un kendilerini korumakta yetersiz kaldığına ilişkin izlenimlerini daha yüksek sesle dile getirmeye başlıyorlar. Kabine’de, karadan, havadan ve denizden saldırıların yanı sıra gerilla tipi misillemelere yer verilmesi seçeneği gözden geçiriliyor... 21 Şubat 2002 tarihli Independent gazetesinde avaz avaz bağırıyor Robert Fisk: “Avrupa, Ortadoğu konusunda ABD’nin yazdığı metni papağan misali tekrarlamaktan vazgeçsin. ABD’nin Arafat ile teması kesmemesi için uğraşmakla da vakit kaybetmeyelim. İsrail, Avrupa Birliği tarafından verilen 11 milyon Avro ile meydana getirilen onca Filistin mülkünü ortadan kaldırdıktan sonra biz Avrupalılar hâlâ sesimizi çıkarmayacak mıyız?”

Kurban Bayramı arifesinde yazıyoruz bunları ve Ortadoğu’yu nasıl bir bayramın beklediğini düşünmek bile istemiyoruz.

Son büyük çemberde kâinat ve ‘kâinatın efendisi’ var. ABD’den her gün bir yeni haber vermenin heyecanını, iftiharını ve, evet, korkusunu yaşıyoruz. Daha dün Stratejik Etki Bürosu’nu takdim etmiştik. Bu büro sayesinde eleştirel basını dezenforme etmeye hazırlanıyor Pentagon. Şimdi de öğreniyoruz ki yeni nesil nükleer silahlar ve stratejik sevkıyat sistemleri üzerinde çalışıyormuş Bush yönetimi. Savunma ve Enerji Bakanlıkları mensuplarından oluşan Nükleer Silahlar Konseyi, üç yıllık bir araştırma başlatmış. Amaç? Yer altı sığınaklarına kadar inebilen nükleer başlıklar üretmek! Ülkenin üç nükleer silah laboratuarındaki ‘gelişmiş savaşbaşlığı konsept timleri’, yeni savaşbaşlıkları ve halen var olanların da modifiye edilmesi için harıl harıl çalışıyorlarmış. Öte yandan, Doğal Kaynaklar Savunma Konseyi, “Ronald Reagan’ın ilk döneminde Soğuk Savaş’ın hortlamasından beri Amerikan savunma stratejisinde nükleer silahlara bu kadar ağırlık verilmiyordu,” diye temkinle karşılıyormuş yapılanları, ama Bush’un da pek memnun olduğu anlatılıyor bilhassa Reagan ile mukayese edilmekten. Çin gezisine başlamadan evvel Güney Kore’de, dönüp Kim Dae-jung’un gözlerinin içine bakarak “I love freedom,” da demiş, gönül tellerini titreterekten dünyanın, âlemin. Çin deyince, altı günlük gezisinin son ayağında, ev sahibinin ‘şer mihveri’ne nükleer teknoloji aktarımı meselesini de masaya getirmek istiyormuş Başkan Bush. Ne diyelim? Hayırlısı...

Devamı (26 Şubat) Salı’ya...